• ataberfu

OSMANLI DEVLETİ DÖNEMİNDE OSMANELİ

Osmanlı Devleti’nin kurucularının kökeni meselesi, konunun uzmanlarınca tartışılmakla birlikte yaygın görüş; kurucuların, Oğuzların Kayı boyundan geldiği yönündedir. Rivayete göre, Ertuğrul Gazi’nin babası, Caber Kalesi yakınlarında Fırat Nehri’nden geçerken boğularak vefat etti. Bunun üzerine oğullarından ikisi, maiyetindekilerle birlikte geri döndüler. Ertuğrul Gazi ve kardeşi Dündar Bey, yaklaşık 400-500 kadar aileyle Türkiye Selçuklularına katılmak üzere Sivas taraflarına geldiler. Burada, Selçuklu ile Moğol güçleri arasında gerçekleşen muharebede, Ertuğrul Gazi’nin Selçuklulara yardım etmesi sebebiyle Sultan Alaeddin, ona hil’at gönderdi ve Ertuğrul Gazi, beraberindekilerle birlikte Ankara yakınındaki Karadağlar arasına yerleşti. Bir müddet sonra Ertuğrul Gazi, kendisi ve halkına uygun bir yer tahsis edilmesi isteğiyle oğlu Savcı Bey’i bazı hediyelerle Konya’ya gönderdi. Netice alındı ve Ertuğrul Gazi’ye Domaniç yaylak, Söğüt ile Karacaşehir de kışlak olarak verildi.17

Ertuğrul Gazi ve oğlu Osman Gazi, bir yandan Selçuklulara bağlılıklarını sürdürürken diğer yandan da komşu Bizans topraklarına yönelik gaza faaliyetlerine başladılar. Ertuğrul Gazi’nin vefatından sonra Osman Gazi, harekat üssü olan Söğüt’ten çıkmak suretiyle Karacahisar’ı fethetti.18 Rivayete göre bu başarıyı müteakiben Selçuklu Sultanı II. Alaeddin, Osman Gazi’nin silah arkadaşı Lefkeli Balaban Çavuş vasıtasıyla Osman Gazi’ye beylik alameti olarak kabul edilen davul ve bayrak yolladı. Osman Gazi de 1299 yılında kendi adına hutbe okutarak bölgesinde bağımsızlığını ilan etti.

Söğüt ve çevresi, 13. yüzyılda Selçuklular ve Bizanslılar arasında bir uç bölgesi durumundaydı. Osmanlıların, bu mıntıkaya akınlara başladığı sırada Bilecik, Bizans’ın merkezi idaresinden kopmuştu. Osman Gazi, başlangıçta Bilecik tekfuruyla iyi ilişkiler içerisindeydi. Ancak Osman Gazi’nin gaza faaliyetleri, tekfurlar için büyük bir tehlike oluşturunca Bilecik tekfuru ve diğerleri, Osman Gazi’ye bir suikast planı hazırladılar. Plan, Köse Mihal Gazi tarafından Osman Gazi’ye haber verildi ve Osmanlı kuvvetleri ani bir baskın yaparak 1299’da Yarhisar ve Bilecik’i fethettiler.19

Bilecik’in alınması bir taraftan, Karacahisar’dan sonra Osman Gazi’nin faaliyet döneminin ikinci merhalesini teşkil ederken diğer taraftan siyasi kariyerinde kesin bir gelişme aşaması oluşturdu. Fethi müteakip Osman Gazi, faaliyetlerine devam etmek üzere beyliğin merkezini Bilecik’e taşıdı.20 Osman Gazi’nin silah arkadaşı Lefkeli Balaban Çavuş’un da katkılarıyla Bilecik ve Bursa’nın ele geçirilmesi ve başkentin naklinden sonra da kuruluşun merkezi olma vasfı sayesinde Bilecik, önemini korudu.21

Tarihler 1308 yılını gösterdiğinde ise Lefke (Osmaneli), Osman Gazi tarafından sulh yolu ile Osmanlı topraklarına katıldı. Böylece Lefke (Osmaneli)’de kalıcı bir Osmanlı idaresi başlamış oldu.

623 yıl boyunca hüküm sürmüş, Türk milletinin kurduğu en büyük devlet olarak tarihe geçmiş olan Osmanlı Devleti’nin, bu coğrafya üzerinde kurulmuş olması itibariyle Lefke (Osmaneli), kuruluş döneminin bütün hatıralarını taşır. Lefke’den, Samsa Çavuş, Köse Mihal Gazi (Osman Gazi’nin silah arkadaşı), gibi isimler Osmanlı Devleti’nin kurucu kadrosunda yer almış, bu hatıraya binaen de Osmaneli’nde kurulan mahalleler yakın zamanlara kadar bu akıncı beylerin isimleriyle anılmıştır. Bursa’nın fethinde mühim rol oynayan Lefkeli Balaban Çavuş (Osman Gazi’nin silah arkadaşı) adına kurulan Sarı Balaban ve ilk Osmanlı şehitlerinden olan Savcı Bey (Osman Gazi’nin yeğeni)’in adına kurulan Savcıoğlu mahalleleri buna örnektir.

Lefke (Osmaneli), Osmanlı döneminde önemli bir geçit yeri oldu, ticari sefer ve hac yolu üzerinde bir menzil noktası olarak önemini her daim korudu.

Osmaneli (Lefke), 1530 yılında Osmanlı Devleti sınırları içerisinde bulunan Anadolu vilayeti Sultanönü (Eskişehir) sancağının Bilecik kazasına bağlı nahiye idi. Nefs-i Lefke olarak adlandırılan Lefke kasabasından elde edilen gelirler Yürekçipaşa Vakfı’na gitmektedir. Aynı tarihte Anadolu Vilayeti Muhasebe Defteri’nden anlaşıldığı üzere buranın cizye geliri Padişah Hasları içerisindedir. Buradan, cizye geliri olarak 1529 akçe alınmaktadır.22

Miladi 1575 (Hicri 983) tarihli Kuyud-ı Kadime Arşivi Defterine göre Osmaneli’nde (o zamanki adıyla Lefke), 12 dükkân ile bir hamam yer almakta, haftanın bir günü pazar kurulmakta ve 73 köprücü nefer bulunmaktaydı.23 

16. yüzyılda önemli bir merkez olan Osmaneli, 17. yüzyılda da gelişmesini sürdürmüştür. Osmanlı Devleti döneminde, 17. yüzyılda yaşamış olan ünlü seyyah Evliya Çelebi, seyahatleri sırasında 1648’de Pamukova (Akhisar)-Geyve-Osmaneli (Lefke) yolundan geçme imkânı bulmuştur. Osmaneli’nde gördüklerini de seyahatnamesinde şöyle dile getirmiştir:

“Köy halkı Lefke derler. Bursa toprağında ve eski Bursa krallarının yapısıdır. Sonra Osmanlıların ilk beyi olan Osman Gazi, burayı Rumlardan almıştır. Kalesi dört köşe (kare biçimli), kayadan (taş yapılı), küçük, harab (iyice yıkılmış) bir viranedir. Kendisi, 150 akçelik bir kazadır. Yetmiş kadar köyü vardır. Kadısına senede üç kese altın verilir. Ayrıca hâkimi vardır. Sakarya kenarında olup bağlı, bahçeli, altı yüz eve sahip, beş camili, dört hanlı, hamamlı, mektepli, küçük çarşılı şirin bir kasabadır.

Sipahi kethüda yeri, yeniçeri serdarı var; ama nakibü’l eşrafı ve Şeyhü’l-İslamı yoktur. Lâkin bilginleri, ayan ve eşrafı (ileri gelenleri) vardır. Birer buçuk okka gelir sulu ayvası olur ki yeryüzünde benzeri yoktur. Ayva perverdesi (tatlısı), ayva reçeli, dünyaca meşhurdur. Sakarya nehri üzerinde uzun ve ahşap bir büyük köprüsü vardır ki ibretle seyrolunur”.24

Evliya Çelebi, seyahatnamesinde, 4 hanın bulunduğundan bahsetmektedir. İlçede dört hanın bulunması, Osmaneli’nin uğrak bir yer olduğunu desteklemektedir.

Osmanlı Devleti’nde 1831 yılında yapılan nüfus sayımına göre; Osmaneli, idari olarak Anadolu Vilayeti Hüdavendigâr Sancağı’na bağlı bir kaza idi. 19. yüzyılın sonlarına doğru Hüdavendigâr sancağının vilayet durumuna getirilmesi üzerine, Bilecik ve çevresi bu vilâyete bağlı bir liva (sancak) olmuştur. Sancağa da “Ertuğrul Sancağı” adı verilmiştir. Bilecik kazası, Ertuğrul sancağının merkez kazası olurken, Osmaneli de (Lefke) Ertuğrul sancağına bağlı bir nahiye (bucak) olmuştur.25

Önemli bir yerleşim merkezi olan Osmaneli’nde 1874 yılında meydana gelen talihsiz bir yangında, konakların bir kısmı zarar görmüştür. Başbakanlık Osmanlı Arşivi’ndeki bir belgede, kasabada mevcut olan Rüştiye Mektebi’nin de bu yangında tamamen yandığı anlaşılmaktadır. Yangının büyük çaplı olmasının ana nedeni; konaklarda karkas yapıyı oluşturan en az 20 cm çaplı kiriş ve kolonların birbirine tutturulmasında kullanılan dövme metal çivilerin (en kısası 25 cm uzunluğunda), ısının yardımıyla genleşerek bulunduğu yerden fırlamak suretiyle bir başka konutta yangına sebep olmasıdır. Osmaneli’nde, halk arasında bu olaya “Hatıl Atma” denilmektedir. Bu yangın sebebiyle, Osmaneli’nde maddi ve manevi zarar meydana geldiğinden bu olay, türkülere bile konu olmuştur. Osmaneli’nde yaşanan bu yangından sonra, Bursa Valisi Ahmet Müfit Paşa, 1876 yılında kentin yeniden planlanması işini bir Macar mühendise vermiştir. Kasabanın yanan kısmındaki cadde ve sokak sistemleri yeniden düzenlenmiştir. Yeni planlama, Tanzimat’ın kent planlaması kararlarını esas alan, kuzey-güney ve doğu-batı yönlerinde birbirini dik kesen geniş yollardan oluşmaktadır. Bugün kaldırımsız ve hafifçe ortası akarlı, Sakarya Nehri’ne doğru dik meyilli bu caddelerden birkaçı olduğu gibi durmaktadır.26

1882 yılı Hüdavendigâr Vilayet Salnamesi’ne göre; Lefke nahiyesinde ekili hububat arazisi 77318 dönüm, bağ 1558 dönüm, bahçe ve bostan 6257 dönüm, meralar 3055 dönüm yer teşkil etmekteydi.27

1886 tarihli bir belgede Lefke kasabasında, Rüstem Paşa tarafından 1560’lı yıllarda yaptırılmış olan bir medresenin varlığı da tespit edilmiştir. 28

Miladi 1891 (Hicri 1307) tarihli Hüdavendigâr Vilayeti Salnamesi’ne göre; Osmaneli (o zamanki adıyla Lefke), yeni kurulan Ertuğrul Sancağının Bilecik kazasına bağlı 5 nahiyeden (Küplü, Yarhisar, Pazarcık, Lefke ve Gölpazarı) biriydi. Nahiyenin merkezi olan Lefke kasabası, Bilecik’e yaya sekiz saat mesafede ve demiryolu güzergâhındaydı. İstanbul’dan Ankara’ya uzanan demiryolu hattının Lefke’den geçmesiyle burası, önemli bir istasyon olmuştur. Lefke kasabası içerisinde 1 hükümet konağı, 1 telgrafhane, 3 ipek fabrikası, 3 yağhane, 1 debbağhane, 1 otel, 2 lokanta, 1 hastahane, 1 eczahane, 1 mezbahane ve 30 erkek öğrencisi bulunan 1 Rüştiye Mektebi yer almaktaydı.

Ayrıca yine Lefke Nahiyesi’nde 3 cami, 28 mescid, 1 kilise, 2 medrese, 26 mektep, 6 hamam, 4 fırın, 98 dükkân bulunmaktaydı. Lefke nahiyesi, Bilecik kazasının kuzey tarafında yer almakta ve 25 köyden meydana gelmekteydi. 1891 tarihli Hüdavendigâr Vilayet Salnamesi’ne göre bu köyler; Akçapınar, Avdan, Arıcık, Bereket, Borucuk, Belanalan, Balçıkhisar, Ciciler, Çiftlik, Dereyörük, Düzmeşe, Eğerce, İncirli, Kızılöz, Kaşıkçı, Karaağaç, Kaynarca, Kuzguncuk, Mededli, Öbek, Paşalar, Selçuk, Soğucakpınar, Yenice-i Sağir ve Yenice-i Kebir köyleridir. 1324 tarihli Hüdavendigâr Vilayet Salnamesi’nde ise Lefke nahiyesinin 27 köyden meydana geldiği yazılıdır.29

Lefke nahiyesi genelinde; başta buğday ve arpa olmak üzere hububat ürünlerinin tamamı yetişmekte; haşhaş, susam, pamuk üretimi yapılmaktaydı. Kozacılık, nahiyenin diğer önemli geçim kaynağıdır. Üretilen bu ürünler, nahiyenin ihtiyaçlarını ancak karşılayabildiğinden, çevre nahiye ve kazalara ticareti yapılmıyordu. Senelik olarak tahmini koza üretimi 90 bin kilo civarındaydı. Nahiye merkezi olan Lefke kasabasında pazar, Cuma günleri kuruluyordu. Günümüzde de Osmaneli ilçe merkezinde haftalık pazar, Cuma günleri kurulmaktadır. 1880 yılında Lefke nahiyesinde yetiştirilen pamuk’tan 941 kıyye öşür vergisi alınıyordu.

Kurtuluş Savaşı yıllarında ise Osmaneli, İstanbul ile Ankara arasında bir geçit yeri oldu. Bu yıllarda Kurtuluş Savaşımızın önderlerinden Ali Fuat CEBESOY, Fevzi ÇAKMAK ve Halide Edip ADIVAR, Geyve-Osmaneli yolunu kullanmış ve 25-26 Nisan tarihlerinde Osmaneli’nde konaklamışlardır. Ali Fuat CEBESOY, Mustafa Kemal ATATÜRK ile savaşa yönelik muhaberatlarını Osmaneli’nde yapmıştır.

Cumhuriyet dönemine kadar, Hüdavendigâr vilayeti Ertuğrul Sancağı’nın merkez kazası Bilecik’e bağlı bir nahiye olan Osmaneli; 1924 yılında Bilecik’in il statüsüne kavuşması ile 30 Nisan 1926 yılında Bilecik iline bağlı bir ilçe olmuştur. Osmaneli’nin ilçe statüsüne ulaşması ile ilçe merkezinde 1926 yılında Belediye Teşkilâtı da kurulmuştur.

1 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör